Ramen, sadece bir çorba değil; bir sabır, disiplin ve gastronomi hikayesidir. Birçok misafirimiz “Bu lezzet nasıl bu kadar derin ve katmanlı olabiliyor?” diye soruyor. Bu sorunun cevabı, mutfağımızda her sabah gün doğmadan başlayan ve tam 12 saat boyunca kısık ateşte devam eden o mistik kaynama sürecinde saklı. Japonya’da iyi bir Ramen şefi olmak, yıllar süren bir çıraklık ve her gün aynı mükemmelliği yakalama tutkusu gerektirir.

Yume mutfağında hazırladığımız Tonkotsu, Miso ve Shoyu bazları, sıradan bir et suyundan çok daha fazlasıdır. Kemiklerin içindeki o zengin ilik ve mineraller, suyun dokusunu kremsi bir hale getirene kadar sabırla beklenir. Bu süreçte eklenen zencefil, sarımsak ve gizli baharat karışımlarımız, suyun karakterini belirler. “Umami” dediğimiz o beşinci tat, tam bu aşamada, malzemenin dürüstlüğüyle ortaya çıkar.

Suyun derinliği kadar önemli olan bir diğer unsur ise eriştelerdir. El yapımı eriştelerimiz (Noodle), servis edildiği ramen suyunun yoğunluğunu içine hapsedecek, ne çok sert ne de çok yumuşak olacak şekilde özel bir dokuda hazırlanır. Eriştenin her bir kıvrımı, o zengin suyu damağınıza taşımak için tasarlanmış birer kanal gibidir. Yanına eklenen Chashu Tavuk, bamboo shoot (menma) ve tam kıvamında haşlanmış Ajitama (Ramen yumurtası) ile tabak tamamlanır.

Sonuç olarak önünüze gelen o dumanı tüten kase, bir yemekten çok Ankara’nın ortasında sizi Tokyo’nun sisli ara sokaklarına götüren bir seyahat biletidir. İlk yudumu aldığınızda hissettiğiniz o sıcaklık, sadece yemeğin ısısı değil, mutfaktaki ekibimizin bu kadim geleneğe duyduğu saygının bir yansımasıdır. Yume’de ramen yemek, bir rüyanın en lezzetli haline ortak olmaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir