Yume, Japonca’da “Rüya” anlamına gelir ve bizim hikayemiz tam olarak bu kelimenin etrafında şekillendi. Ankara’nın hızlı temposu, gri binaları ve hiç bitmeyen koşuşturmacası içinde misafirlerimize zamanın yavaşladığı, huzurun lezzetle buluştuğu bir vaha yaratmak istedik. Japon mutfak felsefesi, karmaşadan kaçıp sadeliğin içindeki mükemmelliği bulma sanatıdır.
Bu felsefenin temelinde yatan en önemli kavram “Shun” dur. Shun, bir malzemenin doğadaki en taze, en olgun ve en lezzetli olduğu anı ifade eder. Biz Yume’de mevsimine uygun olmayan hiçbir içeriği mutfağımıza sokmuyoruz. Çünkü biliyoruz ki, en iyi sos bile bayat bir balığın veya mevsimi geçmiş bir sebzenin eksikliğini kapatamaz. Minimalizm bizim için sadece az eşya değil, malzemenin tadını maskelemeyen, onu olduğu gibi parlatan bir mutfak disiplinidir.
Örneğin, bir Suzuki Nigiri hazırlarken gösterdiğimiz özen, levreğin o saf ve hafif tadını korumak içindir. Veya wok ateşinde hazırlanan bir Sebzeli Udon’da sebzelerin o çıtır dokusunu kaybetmemesi, doğaya duyduğumuz saygının bir göstergesidir. Japon mutfağında “gözle yemek” de en az damakla yemek kadar önemlidir. Tabaktaki boşluklar, renklerin yerleşimi ve sunumun sadeliği, rüyanın estetik boyutunu oluşturur.
Yume’de masaya oturduğunuzda, dekorasyondaki ahşap dokulardan ramen kasesindeki renk uyumuna kadar her detay sizi bu rüyanın içine çeker. Bizim için başarı, misafirlerimizin kapıdan çıktıklarında kendilerini sadece doymuş değil, aynı zamanda ruhsal olarak da dinlenmiş hissetmeleridir. Ankara’nın kalbinde, bu sessiz ve lezzetli rüyayı beraber görmeye devam ediyoruz.